buedtek

22/2/2007 - BEYZADE'DE BİR İZDİVAÇ DOĞUYOR-2 (Muhammet Ali Demir)

Kategori: Oyku

SERAP BENİMLE EVLENİR

MİSİN?

(Nerdesin, şimdi kim bilir? Acaba beni hatırlıyor musun? Sana olan sevgimi biliyor musun? Peki, evlenip çoluk çocuğa karıştın mı? Şu anda bile seni düşünüyorum. Ah Serap nerdesin?Bak senin için yine bir akrostij kullanarak bir şiir yazdım.Gelip okuyabilir misin?)

 

 

Sevdim seni ama gizledim evet

Erişilmezliğin hayatım için oldu nefret

Rica ederim gel bu sıkıntımı defet

Anlamak zor beni, biliyorum lakin

Pek söyleyemiyorum duygularımı sakin sakin.

 

 

Bakardın da bana yüz bulamazdın ya

En samimi bu sevgiye yüz veremezdim ya

Nadir bir elmastın ne bulunmazdı eşin

İçimden geçirirdim acaba olabilir miyim eşin.

Merak etme söz veriyorum peşin peşin.

Layık değilim desem de içimden sana,

Emri vaki yapılaydı keşke bir gün bana.

 

Evimiz zeminin altında idi; kapıcı dairesi.

Viran değildi çok şükür ama apartman eskisi.

Liyakatim var mı ki, sen bir peri kızı,

Esasen mal varlığınızda kesti benim hızı.

Neyse ki artık güzel bir işim ve de var aşım.

İllede cesaret edemezsem kaldırılsın benim naşım.

Rızan olup gelirsen olursun üstüne gözüm başım.

 

Mekân aydınlanırdı sen girince ama sevmezdin.

İsimliler kuşağında ben isimsizliğini sezdim.

Sevgiye, aşka gördüm ki hep hürmet beslerdin.

İnşallah kabul-ü karin eylersin şu teklifi acizimi

Nihayetsiz bir mutluluğa gark edersin bu acizini.

 

                   **************

 

—Süleyman Salih

-Evet.

-Benim geleceğimi nerden bildin?

-Hiiiiiiiiiiç,şey bilmiyordum.

-Tamam yukardaki notta görüyorum ama bu durumda bunu yazman doğru mu?Ahlakli mi?

-Dur ya, sana ne oluyor.Peki bilmek mi istiyorsun söyleyeyim.Ben seni rüyamda gördüm ve tanımadığım birisine karşı şaşılacak derecede duygu yüklü olmama şaşıyordum.Aslında ben gelene değil de Serap’a karşı duyduğum o karşı konulmaz sevgi demek ki yeniden hortladı.Ne güzel onu yedi sekiz senede ancak öldürebilmiştim.Yani öyle zannediyordum ama bakıyorum da daha öldürememişim.

—Yani beni hala seviyor musun?

—Evet, Serap, açıkçası seni sevdiğimi söylemek artık bana zor gelmiyor. Çok acılar çektim seni sevdiğimi söyleyememekten. Evet, seni seviyorum, çok seviyorum ama şimdi hem kafam hem de duygularım allak bullak oldu.Lütfen şu soruları sormama izin ver:

            Birincisi, kazada annemle beraber olduğunu iddia ettin. Ama ben o kazadan kimsenin sağ çıkmadığını biliyorum, en azından bana öyle söylendi. Hem o kazada annemlerin yanındaki kızın ismi, Serap değil Sümeyye olduğunu da ayriyeten bizzat Refik Amcadan öğrenmiş bulunuyorum.Ve hem bütün komşular ve hatta faturalar dahi Sümeyye diye yazıyordu.Yani o kız sen olamazsın.Bu kesin senin bir oyunun.Tam yaralarımı sarmış ve bir yuva kurmaya karar vermiştim ki yine hayatıma tekrar girerek beni mahvetmeye çalışmaya devam ediyorsun.

 

            İkinci olarak madem beni bu kadar seviyordun da o olayda arkadaşlarımla bir olup niçin bana oyun edip beni eğlence metaına çevirdin? Lütfen bu sorularıma cevap istiyorum. Tamam, seni çok sevmiş ve seviyor olabilirim ama bu sorularıma geçerli bir izah isteğinden seni sevmem beni alıkoyamaz.

 

—Hiç sormayacaksın sanmıştım özellikle ikinci soruyu.

           Senin aklın hep beş akrış havadaydı üniversitede.Her şeyi bilir tavrından her zaman nefret ederdim ve birisini dinlemeyi -en azından ön yargısız olarak-hiç başaramazdın ve belkide şimdi için içini yiyor sana aklın beş karış havadaydı dediğimde.Ama aferin az buçuk karşındakini dinlemeyi öğrenmişsin.

—Serap lütfen konuya girer misin?

—Tamam tamam, kızma hemen. O olayda tamamen ben samimiydim ve seni ne kadar çok sevdiğimi haykırırken de, inan sana karşı bir nebze olsun alay yoktu ama senin gelmiş olduğun alt kültürün etkisinden kendini bir türlü kurtaramayışın seni benim ve bizim hakkımızda her zaman söylediklerimize ve yaptıklarımıza ön yargıyla yaklaşmana sebep oldu.

    Tamam bende de hep alt kültür dediğimiz insanların dünyasını yakından bilmeyişimin etkisiyle seni kıran ve hatta hırpalayan bazı sözlerimin olduğunu şimdi çok rahat görebiliyorum.Ama sen beni bu konuda mazur görüp aydınlatacağına “Benle bu şekilde alay etmenize artık dayanamam “ deyip bizden tatsız bir şekilde ayrılman tam on yılımıza mal oldu. Ve gördüğün gibi sana karşı olan sevgimden dolayı artık o insanların arasında o insanlar gibi yaşıyorum ve de çok mutluyum.

—Lütfen Serap,sen ha.Güldürme beni.

—Bak görüyor musun asıl alaycının kim olduğunu?Şimdi benle bu şekilde konuşma diyen yüz mimiklerinle beni susturmaya kalkışmamalısın.Çünkü bunca yıl boş bir inat yüzünden hayatımızın en güzel yıllarını heba etmemize sebep olduğunu elbette gördün.Hem artık benim de annem diyebileceğim o muhterem insanı hayatta senin mürüvvetini görmeden ahirete irtihal etmesi de işin cabası.

—Canım anneciğim,ıhı ,ıhı.....

        Ya öyle demek istemedim lütfen ağlama.Hem sen hiç ağlamazdın.Ya tamam özür dilerim ama ağlama .Süleyman Salih,lütfen dedim.Bak herkes bize bakıyor.

—Garson,bir su lütfen.

—Buyur,abla!

—Bir su,su dedim.

—Aaaa, Süleyman Abi,n’oldu abi sana.

—Tamam bir şeyim yok.

—Abi!

—Tarık, tamam dedim.

—Bak Serap, tamam senin de benim gibi insani olarak geliştiğini ve hatta anne ve babama eğer dediğin doğruysa bir evlat olduğunu görmeyecek kadar akılsız değilim.Hem şimdi akademisyen olarak seni bu şekilde sakin dinlediğim kadar senin de aynı şekilde dinlediğini de göz ardı etmiyorum.Tekrar diyorum eğer dediğin doğruysa şimdi eşekliklerim için senden özür de dilerim ama anlattığın şeyleri ya uydururyorsan.

          Sizin çevre geniş ve zenginsiniz.Pekala bu olayı öğrenmiş ve o yıllardaki reddedilme kızgınlığını benden öç almaya dönüştürme isteğini hayata geçirme senaryosunun bir perdesini sahneye koymadığını ben nerden anlayayım?Hem tekrar ediyorum.O kazada kurtulan olmadı.Eğer sen o kızsan isbat et.Bizim binada oturduğunu söylemiştin.Elbette komşular seni tanıyacaktır.Tabi ya komşuya da gerek yok.Ta Sincan’a kim gidecek şimdi, buradan Ulus’a gider ve Refik Amca’dan her şeyi öğreniriz.Tamam kalk gidiyoruz.

—Süleyman Salih,bak kalbimi kırıyorsun.İfadelerin son derece kırıcı.Eğer onun ben yani benim o olduğunu aman her neyse.Ben o kızım.İsbat mı istiyorsun.Al.

—Ben telefonu n’apıyım.Ha,Refik Amca’yı mı arayacağım?

—Hayır galeriye girip fotoğraflara bakacaksın.

—Hı,anladım.         

 

                                     *************

 

—Ama nasıl olur?Tamam ,sensin ama üç senedir nerdeydin.Hem seni ölü biliyorlar.Bütün bunlar bir yalan mı yani sen sağsın.Yoksa annem babamda sağlar di mi?Sağlar de n’olur?

—Ah keşke her şey o kadar kolay olabilse.

—Ama sen nasıl kurtuldun?

—Babanın senin doğduğun yıl olduğu ameliyat sonrası öldü diye morga konulduğunu ve sonra yaşadığı anlaşılınca tekrar yoğun bakıma alınıp ordan da hayata döndüğünü duymuşsundur.

—Yani sen de mi?

—Evet,ama benim yoğun bakımım biraz babanınkinden uzunca oldu tam iki sene üç ay yedi gün on altı saat sürmüş.Rakamı tam bilmiyorum ya hastaneden verilen raporda yazıyor.Sonra

Yedi sekiz ay piskiyatri kliniğinde müşahede altında kaldım.Bu süre boyunca ailemde beni affetti ve hatta senin durumunu araştırdı ve artık evlenmek istemeni fırsat bilip kavuşmamız için ön ayak oldular.Sağolsun Refik Amca,okuldaki Ankara’da olan arkadaşlarımız da elinden geleni yaptılar.

 Bak onca şey fedakarlık edilmiş bu aşkımızın ebedi olarak yaşaması için her şeye rağmen ben elimi uzatıyorum.Ha ben Mecnun’un Leyla’sına dediği gibi ben gerçek aşkı buldum emcaz aşkı nedeyim dersen,ben de derim:

 Ben de gerçek aşkı buldum gel mecaz aşkımızı beraber gerçeğe çevirelim ve ebedi olarak birbirimizin sevgilisi olalım.Öyleki;her şeyi Alalh için sevmeyi şiar ettiğini söyleyen sen

Gel beni de Allah için sev ve artık ayrılmayalım.

—Ah ki yüreğim kor ateşler içinde yanıyordu

  Her geçen cinsi latifi ben sen sanıyordu.

  İstedim seni Allah için sevmeyi ki demişler:

  Eğer aşık değilsen girme kapımızdan ey köse!

  Çünkü aşıklar halisane cevap verir o ulvi sese.”

  Şimdi hatırladım ismindi senin Sümeyye Serap

  Pek sevmezdin ilk ismini duyunca olurdun harap.

  Ben de derim:”Gel eskiye bir sünger çekelim.”

  Gerçek aşkımızı ebedi köşklerde geçirelim.

  Şimdi diyorum gönül rahatlığıyla Ey Gönlümün Sultanı:

  Seni istemek için tanıştır bana atanı.

  Böylece mutlu da ederiz mezarda yatanı.

—Aaa çok güzel.Hiç formundan geri kalmamış hatta ilerletmişsin.Nasıl söyledin bu mısraları.

—Serap,aşkımın kaynağı,dilimin düğümünü çözen hep sen oldun .Şimdi tekrar ediyorum benimle evlenir misin?

—Bravo

—Yaşa.

—Aferim sana.Oh be sonunda söyledin .Patladık ya hu.

—Aaa bunlar nerden çıktı Refik Amca, Ali,Zeynep.N’oluyor Serap?

—Dedim ya herkes bizi birleştirmeye uğraştı.İşte dostlarımız.

—Şunlar?

—Annemle babam.

—Merhaba efendim.Şey özür dilerim(hay Allah çocuk gibi bu heyecan nerden çıktı.Ah canım anneciğim babacığım şimdi burda siz de olsaydınız.)

—Oğlum n’oldu?

—Hiç,şey mutluluğun şaşkınlığa karışması.

—Hadi,çok konuşma.Biz nikah işlemlerini başlattık.Tabi senin haberin yok ama Refik Bey’deki vekaletinle biz işi çoktan hazırladık.Ama kızımın da bundan haberi yoktu ona da sürpriz oldu bu.

—Ama ya anlaşamasaydık

— O zaman okkalı bir dayağı yerdin.

—Refik Amca!

—E hadi.Daha kızımızın elinden kahve içeceğiz değil mi ama!

                                                                                    ALİ SALİHSÜLEYMANOĞLU

 

 Bu hikayeyi Ali Salihsüleymanoğlu mahlasıyla yazan Boğaziçi Üniversitesi ,Türk Dili ve Edebiyatı'nda okuyan sayın MUHAMMET ALİ DEMİR’e teşekkür eder nice hikayelerini bu mahlasla yazmasını canı gönülden  beklerim.Ayrıca hikayenin gerek biçimsel gerekse içerik açısından düzenlenmesine yardımcı olan ve yine Boğaziçi Üniversitesi, Türk Dili ve Edbiyatı’nda okuyan sayın Ali Öztürk’e de teşekkürlerimi sunmayı kendime bir borç telakki etmekteyim                   

                                                                                            Ali   Salihsüleymanoğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

22/2/2007 - BEYZADE'DE BİR İZDİVAÇ DOĞUYOR -1 (Muhammet Ali DEMİR)

Kategori: Oyku

               

         BEYZADE’DE BİR İZDİVAÇ DOĞUYOR

           

 

      —Özür dilerim kapıyı açar mısınız?

           

            Allahtan adam insaflıymış yoksa hem lafı yerdik hem de bir sonraki durakta inip, yürü babam yürü. Neyse otobüsten indim karşımda Ankara Adalet Sarayı. Hatırlıyorum da kız kardeşimi Kuran kursuna yazdırmak için temiz kâğıdı istemişlerdi. Tabi Kuran kursu yatılıydı. Bu belge yatılı için gerekiyormuş ama hala hikmetini anlamış değilim ya bunun. Niye? Çünkü daha 13 bilemedin 14 yaşındaki çocuktan neden istenir bu belge anlamak gerçekten güç. Annem, ben ve kardeşim o ‘tertemiz’ kâğıdı almak için buraya gelmiştik.

 

            Annem çok korkar polislerden ve tabi mahkemeden. Ne yapsın? Ona devletten korkulması öğütlenmiş ve devlette devletliğini yapıp tam onları korkutmuş ya... Her neyse. Ama o yine de devletini çok severdi, hem kendisini hem de evlatlarını ona hayırlı bir fert olarak katmanın savaşını vermişti de. Her zaman ‘vatana hizmet, imana hizmettir. Sakın ha ekmeğini yediğimiz ve bizi bu bayrağın altında rahatça yaşamamızı sağlayan devletimize değil ihanet etmek, en cüzi bir hizmetten dahi kaçmayacaksınız.’der dururdu. Aslında annem doğru diyordu. Ben bu vatanın resmi Kuran kursunda hafızlığımı bitirmemiş miydim? Evet, bitirmiştim. Yok, efendim 28 Şubatlar 12 Eylüller vesaire vesaire, laf laf. İcraat en kutsi hizmettir vatana... Tabi annemin bu gibi yerlerden korkmasının en önemli diğer sebebi o iftira olayı. Polisler gelmişti bizim kapıcı dairesine.

 

            Her yeri darma dağın etmişlerdi ama bir şey bulamamışlardı evde. Tabi işin aslı sonra ortaya çıktı. Meğer annemin, evine üç gün temizliğe gittiği kadın, polise annemi şikâyet etmiş. Neymiş? Efendim bayanın altınları ve mücevheratları çalınmış ve bunu annem çalmış, lütfen tutuklayınmış. Bak hale. Şu insan denen mahlûk bir şeyin doğruluğunu araştırma zahmetinden kaçınıp da nasıl insanlara böyle iftira atar aklı olanın aklı almıyor vesselam. Bir de akademisyen, çağdaş, kültürlü o yardım derneği senin bu yardım derneği benim koşuşturup duran ama evine üç gün alıp deneme sürecini yıllar önce başarıyla atlamış bu saf, dimağı Allah korkusundan tir tir titreyen, bu kadına iftira atmak akla sığışmıyor. Öbür taraftan Allah insanı çarpar be.Yazık yazık,insan bu kadar mı sükutu hayale uğrar.

 

            Bizim Müstesna hanımefendi bir akademisyen olduğu için, karşı karşıya kaldığı bu elim tecrübeden önemli varsayımlar elde etmiş ve bilimsel yöntemlerden de faydalanarak hipotez oluşturmuş. Ama bu hipotezin kanun olabilmesi için elde son derece kesin somut verilerin olması gerekiyormuş. Bu veriler yoksa, laboratuar ortamında kendi pekâlâ hazırlayabilirmiş. Bu sebepten dolayı hemen işe koyularak  ve hırsızlık gecesinin sabahında annemi işe çağırarak evi temizlemesine lütuf buyurmuş. Herkesi kendi gibi zanneden saf, ak, ah... Anneciğim parmak izlerini bir ressamın resmi bitirdikten sonraki övüncüyle evin her tarafına imza niyetine bırakmış..

 

İşte hipotezin kanunlaşması için son derece kuvvetli deliller elde edilmişti. Dolayısıyla her vatansever bir fert gibi bu son derece bi- kıymetli ev sahibesi karşı karşıya kaldığı bu zor durumu çözmesi ve suçluların devletin o adaletli eline teslim edilmesi için polise başvurur.

 

 

 

 

—Aman bu işimi halledin!

Netice mi?

            Anneciğimi karakola götürdüler bize gelen polisler. Protonersiz bir yapıya yıldırım düşmesi gibi ev yangın yeri ,yaşamak için soluyan insanların ciğerlerine dolan cenaze havası....

 

            Ev darmadağın. Annemi çok, çok çokçokçok sevdiğimi o gün daha iyi anladım. Neticede Allah’a şükür olay savcılığa intikal etmeden iftira olduğu anlaşılır. Evde bir şeyin bulunmaması ve benim hafızlık diplomamın da bu sonuca önemli bir katkı sağladığı da yadsınamaz. Anlatıyım. Komiser bana:

—Sen ne iş yapıyorsun?

—Okuyorum.

—Üniversite mi?

—Yok, ilköğretim yedi

—Niye sınıfta mı kaldın?

—Yoo.

—Öyleyse?

(şimdi Kuran kursunda okumuş olduğumu söylesem... Ya kötü bir tepki gelirse... Ya hafızlığımdan mı utanacam. Yazık sana be dört yıl boşuna mı okudun? Madem utanacaksın niye ısrar ettin ya illa da Kuran kursuna gideceğim diye. Yok, ağabey ne utanması ya.)

—Komiserim bir şey bulamadık.

—Eee, niye bu yaşta ortaokula gidiyorsun  ya?

—Hafızlık yaptım.

İyi güzel hadi arkadaşlar gidiyoruz.

 

            Onlar gittikten sonra komiserin niye bana soru üstüne soru sorduğunu anladım. Elbette olayı çözmek için bu sorular masum görülebilir ama işin aslı benim hafızlık diplomamı gördükten sonra 28 Şubat’ın etkisini en çok hissettirdiği şu zamanda bakalım doğruyu söyleyebilecek mi? Yoksa hafız olmazsa ne olursa olsun yalana mı tenezzül edecek. Eğer oğlu hafızlığına rağmen yalan söyleyecekse elbette annesi de dinci görünmesine rağmen hırsızlık yapabilecekti. İşte o anki doğruyu söylemem anneme karakolda bir zanlı gibi değil de bir misafir gibi ağırlanmasına ve birkaç prosedür sonucunda serbest kalmasına sebebiyet vermişti.

 

            Dolayısıyla bu olay hayırlı bir şekilde sonuçlanmasına rağmen onun devletten korkmasının önünü alamadı. Bilakis resmi yerlerden, resmi üniformalılardan, bir çekingenlik hali onda daha da arttı. İşte bunun için kardeşime temiz ğıdı almaya geldiğimizden beri çok heyecanlı (ama istekli bir heyecan değil, içinde korkuyu barındıran bir heyecan) endişeli ve kendini dışarı atmak için olağanüstü bir çaba.

 

           Demek ki annelik böyle bir şey. Yavrusu için her şeyi göze alabiliyor. Acaba bütün anneler de böyle mi? Aslında kesin ve net ;hayır. Niye daha dün haberlerde çıkmamış mıydı? O insan bozması canavar anne, kızını erkeklere pazarlıyordu aman Allah’ım bu ne iğrençlik. Demek ki bütün anneler böyle değildi. Benim annem böyleydi işte; fedakâr, vefakâr, cefakâr, sebatkâr, şefkat timsali, Meryem, Hatice ve Ayşe misali. İşte benim annemdi bu. İşimizi hallettik ve dışarı çıktık ve benim durduğum tam bu noktada durup annemizin ‘Allah bir daha buraya değil dirimi, ölümü dahi getirmesin.’ Sözü kulağımda çınlıyor. Durduğumuz yer bu nokta ve bu ihtişamlı ama bir o kadar da ürkütücü bina karşımızda ve sonra dönüp gittik. Yıllar sonra ben yine aynı noktadayım ve benimde bir davam var lakin merci yeri burası değil.

                                                           

                                                      ******

           

 

            Kalbim kıpır kıpır atmakta, acayip bir duygu; sevinsem mi, üzülsem mi; ağlasam mı; ümitlensem mi yoksa peşinen hayal kırıklığına mı uğrasam bilmiyorum. Ama sanki çok mutluyum ve umutluyum. Belki de kendi kendime gelin güvey oluyorum, belki reddedileceğim. Bunları düşünmüyorum sadece sevgimin bu kadar coşkun bir şekilde

başkasına akmasının şaşkınlığından başka anlayamadığım bir şey yok. Hem benden daha iyisini mi bulacak? Hayır, öyleyse endişelenmeme gerek yok.

 

            Aslında biraz korktuğumu kabul edebilirim. Tamam, birisini sevmek güzel ve hatta sevgisine karşılık bulmak bekli de daha güzel bir şeydir. Ama kabul et ki; sadece bir kişinin ismini duyup nasıl birisi olduğunu başkalarından öğrenip birisine âşık olmak ya da olduğunu zannetmek – biraz tuhaf. Hatta mantık varsa da aşkta – bir kıdım dahi olsa – bunda hiçbir mantık yok. Ya dur hele. Hemen karamsarlığa kapılma. Ne olmuş yani eskiden ebelerimizle dedelerimiz ve hatta annelerimizle babalarımız görücü usulü evlenmemişler miydi? Allah’a şükür, şimdi ne kadar da mutlu değiller mi? Eee, öyleyse... Ama bu görücü usulü başka bir görücü usulü olacak.

 

            Gelin gelecek kıza bakacak gözler anneler, komşu hanım teyzeler ve saire değil de bizzat bu gözler olacak. Her medeni insan gibi sözler yüz yüze söylenecek; ya bu ince ip kalınlaşıp halat olacak ya da kopacak. Yani ya hanyayı göreceğiz ya da Konya’yı.

 

            Şaka maka acaba kabul etti mi görüşme teklifimi? Garibim Süleyman Salih, sana bir haller olmaya başladı. İyi anlamıyla ulan oğlum, o yakasına kırmızı gül takacak sen de bu sıcakta şu kahverengi paltoyu üzerine geçirmeyecek miydin? He ya, bu palto. Ben de niye terliyorum diyorum. Hooop deyiver hemşerim; bu ne konu çeşitliliği. Acaba bu senin yaptığın iç monolog mu yoksa bilinç akışı tekniği mi? Bu da soru mu şimdi? Allah’tan hocan duymuyor bütün bu saçmalıklarını. Uuuff ben ne diyorum ya. Bana ne şimdi iç monologdan şundan bundan. Acaba bu kız beni hiç görmüş müydü? Eğer gördüyse beni beğenmiş miydi? Nasıl birisi acaba? Aslında ismi tanıdık, kimdi bu kız? Ben nerden hatırlıyorum bu ismi. Aman neyse.  Nasıl olsa gelince göreceğiz kimdir kim değildir.

 

            Hiç yan yana bulunmuşluğumuz, konuşmaklığımız olmadı ki. Neymiş efendim illa birden karşıma çıkacak ve ilk anda bir elektriklenme olursa, falan filan. Dolayısıyla ben bu hanımefendiyi önceden tanımamı gerektiren herhangi bir platformda bulunmam mümkün olmamıştır. Yani ben bu Sümeyye’yi kesin birisiyle karıştırıyorum. Şimdi nerden çıktı  bu tanıdık zırvası.Nerden tanıyacağım ben bu ismi?Tanıdık geldi o kadar.Ülkemizde binlerce bu isimden var. Hem ne alaka ben Sümeyye diye birisini hiç tanımadım ki. Acaba hakikaten hiç tanımadım mı?Aman neyse. Ben bunu kesin olarak tanımıyorum. Tamam, tanımıyorum ama  biliyorum şu bizim meşhur komşumuz yani kazada yitirdiğimiz kızın adı da Sümeyye değil miydi? Adamın dediğine bak, olamaz mı ?Olsa olsa bir tevafuk var o kadar.Ya tamam bunun ismi de Sümeyye olabilir de yani bu hanım efendilerin bu durumları bu şekilde  romantizme etmeleri beni bitiriyor. Bunu da söyleyeyim de içimde kalmasın. Ya bu hanımefendiler çok mu romantik kitap okuyorlar ya da film izliyorlar?

 

            Güzel mi acaba? Canım iç güzelliği olduktan sonra dış güzelliğinin ne ehemmiyeti var? Hadi canım, yalanın daniskasına da bakın; hafız olmuşsun ama kendine komisere olduğun gibi dürüst olamamışsın. Abi iç güzelliği şart. Aslında bu gelen hanımefendi tam bir hanımefendiymiş. İyi ahlaklı namazına niyazına düşkün, sevecen, fazla dır dır etmeyen birisiymiş. Ya tamam dırdırcı olmasın ama tad gibi suskun da kalmasın. Hoş sohbetli olsun. Oğlum maşallah çoktan gelin güvey olmuşsun. Kahve de söyleyeyim mi şöyle bol telveli. Adama bak ya.

 

           Aslında Refik amca çok methetti bu kızı ama Refik Amca’ya ne kadar güvenebilirim

bu konuda. Ya bana söylediklerinin hepsi yalansa ya da o da yanıldıysa veya bütün bunlar bir

 aldatmacaysa. Ya seni tiye alıyorsalar. Refik Amca mı, yok canım. Tamam, bazen şaka yapar ama usulünce yapar. Ya üniversiteden arkadaşlar onu kafaya almışlarsa? Hadi, bu nerden çıktı şimdi. Abi olurmu olur. Zaten fakültede kızlara karşı çekingenliğimle alay edip sana bir kız

arkadaş bulmadan bize cehenneme gitmek yaraşmaz deyip hoş olmayan şakalar yapmamışlar mıydı?  Hatta bir gün en sevdiğim birisini de kendilerine uydurup beni kafaya almamışlar mıydı?

 

            Neydi o kızın ismi? Serap Ser-ap aman canım küstah, bencil, dalgacı. Dur canım böyle nereye. Birisine kızdın diye bu kadarda olmaz ki. Ama ağabey onun gibi ciddi birisinin bizim aylaklarla bir olup beni eğlence metaına çevirmesi olur şey değil. Se-rap aman nerden geldi bu aklıma. Neyse ne diyorduk. Ha, tamam bendeki kızlara karşı olan çekingenlik, aslında o bir çekingenlik değil bilakis inanmışlığın sosyal hayatta da yansımasıydı. Bendeki bu durum olsa olsa buydu. Se-rap Se-rap, hay senin... Estağfurullah ne diyorum ben ya. Ha evlenmek, hoppala bu nerden çıktı? Aslında ben üniversitedeyken de evlenme yanlısıydım ama bir daldık kariyer derdine yaş ömrü yarılamaya baya yanaştı. Gelen kıza direk söyleyeceğim. Beni oyalama evleneceksen evlenelim yoksa benim bu gibi gönül eğlemeye vaktim yok. Zaten anne babamın vasiyetini de yerine getiremedim. Mürüvvetimi görmeyi ne kadarda isterlerdi. Ah canım anneciğim babacığım.

 

            Kanaatim geldi ki bu bir oyun değil. Zaten bana şaka maka yapanların çoğu çoluk çocuğa bile karıştı. Onun için bana bu konuda şaka yapacaklarını hiç sanmam arkadaşlarımın. Belki bir aday bulmuşlardır. Eğer bu gelen öyle birisiyse sözüm yok, gözüm başım üstüne. Bu kız nerde kaldı ya! Vaz mı geçti acaba? Peki, ben geleni tanıyabilecek miyim? Hani bir filmde yoksa bir dizide mi aman canım her neyse olduğu gibi ya bugün gül bayramıysa ve gelenlerin hepsi gül takıyorsa? Şöyle göz ucuyla bir etrafa bakayım. Yok, kimsede gül yok. Demek ki, gül bayramı değil. Allah Allah şu çarpmaz masadaki niye buraya bakıp duruyor. Ne bakıyorsun kardeşim desem mi ki acaba? Bir hanıma da bu denmez ki. Aman canım bana öyle gelmiştir. Hakkaten ya, eskiden ne kolaymış bu evlilik işi. Görücü usulü evlen ve ölene kadar mutlu yaşa. Acaba gerçekten bu insanlar mutlu mu yaşıyor? Aman canım bana ne? Zaten ben görücü usulü evlenmeyeceğim ki. Eeee, ne çene çalıp duruyorsun o zaman efendim şöyle böyle. Sen öğrenemeyecek misin söz gümüşse sükût altını. Şimdi kızın yanında da bir pot kıracaksın. İşin olacağı varsa da olmayacak.

 

                                                ************

 

            Saat 10.05.Şu karşıdan gelen saçları omuzlarını biraz geçen simsiyah saçlı, eşek gözlü, dudaklarının kenarları gamzeli olan kız benim beklediğim mi acaba?

 —Ah kalbim.(küt,küt,....)

Aaa buraya doğru geliyor. Gül, gülü de var hem de yakasında. Masaya doğru geliyor. Bana ne oluyor böyle? Kalbim, ah kalbim (küt, küt,...)

-Düüüüt......düüüüt, düüüü.....düüüt.

 

—Ha ne oluyor. Tüh rüyaymış. Saat kaç acaba? Nerde şu saat.Hah bu cebime koymuşum. 10’a beş var. Nerdeyse gelir. Nasıl birisi acaba?

 

            Şimdi tam sırasıydı. Bak ya bir de özel numara, Hangi dengesiz bu vakitte arıyor? Açsam mı?

 

—Alo kimsiniz?

—Alo iyi günler.(Bu sesi ben nerden tanıyor olabilirim?)

—Kimsiniz, ne istiyorsunuz?

—Süleyman Salih, ben Serap.

—Se-rap( Ben demin bunu düşün müyor muydum? Tabii kalb kalbe karşıdır. Hadi canım sen de.)

—Alo, alo Süleyman Salih.

—Hı, ha, evet, buradayım.

—Hayırdır Serap, beni niçin arıyorsun?( Üniversite sonrası neredeyse hiç görüşmemiştim; ne bir haberini almıştım ne de bir iletini.)

—Aramamda bir sakınca mı var?

—Yoo, yani hayır, bir sakınca yok.

—Tamam, o zaman, yani sevindim. Şey yani; iyi.

—Buyurun sizi dinliyorum.

—Bak öncelikle sizi yerine seni demeni tercih ederim. İkinci olarak seni on yıldır adım adım izlediğimi bilmeni isterim. Son olarak da nasıl söylesem bilmiyorum. Şey başın sağ olsun. Aslında ben de vardım cenazede. Aslında ben annenle tanışmıştım ve olanı biteni ona anlatmıştım. Her şeyi; senle ilgili görüş ve duygularımı ve de her neyse.

—Sen ne diyorsun, yani?

—Lütfen cümlemi bitirmeme izin ver.

—Tamam, buyurun, şey yani buyur.

—Şey, ne diyordum? Ha evet, annenle aslında çok uzun zaman oldu tanışalı. Biz üniversiteyi bitirince sen yurt dışına çıktın ama ben Ankara’ya geldim mastır için ve tabiki ilk olarak aileni buldum. Her şeyi anlattım. Kim olduğumu, ne istediğimi. Sonra denk geldi sizin binadan ev aldım. Biliyorum Sincan merkeze biraz uzak ama sırf senin için, seni takip edebilmek için.

—Serap lütfen bunları sonra konuşsak ha! Ne dersin? İnan şu an hiç müsait değilim.

—Lütfen, belki bunlar sana karşı söylediğim son sözlerim olabilir. Lütfen beni dinler misin?

—Ama

—Lütfen

—Serap senin zamanlaman okulda mükemmeldi ama bakıyorum da

—Lütfen dedim.

—Tamam, tamam, seni dinliyorum

—Bilirsin anne babanle nette görüşmelerinde hep annene ve babana  sorardın nette görüşmeyi nerden öğrendiklerini. İşte o yazılanların hepsini ben yazdım. Onlar söyledi ben yazdım ama sen bunu hiç fark etmedin.

—Serap sen ne diyorsun?

—Tam bu vaziyet yedi sene bu şekilde devam etti. Her bağlantı kurduğumuzda içim içimi yiyordu. Acaba orada birilerini bulup evlenir mi? Senin sadece kariyerini düşündüğünü ve evlenmeyi düşünmediğini söylemen benim bütün o bağlantılar sonucunda bir bayramım olurdu. Bir gün karar verdim annenden habersiz seninle bağlantı kurdum.Niçin evlenmek istemeyişini öğrenmek için.Sonra seni sıkıştırdıkça annenin ağzından kariyeri bahane ettiğini anladım.Gerçeği öğrenmek için daha kararlı bir şekilde üzerine gidince beni sevdiğini yani Serap’ı sevdiğini çaresizce söyleyiverdin.Süleyman Salih orda mısın?

—Evet, evet buradayım?

—Kendi başıma gelin güvey olmadığımı anlayınca konuyu annene açtım. Ama o hazin trafik kazası. Annen baban ve ben senin geleceğin gün havaalanını beraber gitmeye karar verdik. Ama taksicinin bir anlık dalgınlığı ve...

—Canım anneciğim babacığım!

—Ben şanslıydım. Onlar toprağa giderken ben hayatta tutunmuştum ama her nimetin bir külfeti olduğu gibi iki sene komada kaldım ve yaklaşık sekiz ay bir psikiyatri kliniğinde

Müşahede altındaydım. Ama şimdi düzeldim.

—Yapma Serap bunlara inanacağımı düşünmüyorsun değil mi?

—Hiç inkar etme bunun doğru olduğunu sende biliyorsun.

—Velevki bütün bunlar doğru ama çok geç kaldın be Serap

—Niye böyle düşünüyorsun? Sen de beni seviyorsan. Ha, gelecek kızdan mı çekiniyorsun?

—Sen nerden biliyorsun gelecek kızı?

—Bir çay ısmarlarsan söylerim.

—Ne çayı?

—Çaprazına bakarsan anlarsın.

—Se-rap sen?

 

     &n

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Bogazici Universitesi Turk Edebiyatı Komisyonu paylasim blogu

Bağlantılar

• Ana Sayfa
• Profilim
• Arşiv
• e-posta

Kategoriler

Arkadaşlarım