buedtek

21/7/2007 - GeRçEk SeVgİLi - İSKENDER PALA

GERÇEK SEVGİ(Lİ)
Klasik şiirimizin temelini oluşturan aşk bahsinde, âşıkın en belirgin vasfı, sonsuz derecede kıskanç 
sevgili konusunda katı gayret sahibi olmasıdır. Sevgilisini rakiplerden korumak kadar rakipleri de sevgiliye yaklaştırmamakla görevli sayar kendini. Ne ki Taşlıcalı Yahya Bey, bütün bu klasik çerçevenin ve mazmunlaşmış düşüncenin dışında, Kâşkî sevdiğimi sevse kamu halk-ı cihân İşimiz cümle hemân kıssa-i cânân olsa deyivermiştir. “Keşke yaratılmış ne varsa hepsi benim sevdiğimi sevse de işimizin tamamı hemen sevgiliyi konuşmak, onun yaptıklarını söyleşmek olsa!” Hayretengîz bir ifade, çarpıcı bir hitap... İçinde mangalların tutuştuğu bir yüreğin yangınından bir kıvılcım dışarı taşmış gibi... Bu sevgi olsa olsa bütün kalplerin hamurunu yoğuran, kainatın üzerine yaratıldığı, yerleri ve gökleri ayakta tutan o mutlak sevgi; o sevgili de katıksız güzelliğin (hüsn-i mutlak) hakimi, kelime-i tevhîdin sahibi olan Rab ve İlah olabilir. İlah ki, ‘sevgi, saygı, boyun eğme ve itaat ile yüceltilen’in adıdır. Bütün beşerî sevgiler o sevgiden ve O’nun sevgisinden bir iz ve işaret taşır ve elbette bu yüzden sevgiliye boyun eğilir, saygı duyulur, itaat edilip adı yüceltilir. Bu iki sevgi arasındaki tek fark, tapınma ve ibadet hissinden ibarettir. Çünkü ibadet ancak O’na yapılır (Fatiha, 5) ve bu da mükemmel sevginin önünde eğilip boyun eğme, yerlere kapanmadan başka bir şey değildir. Bu noktada sevme eylemine başka sevenlerin de ortak olması, sevgilinin yüceliğine işarettir de, sevilene başka bir sevgiliyi ortak etmek Sevgili’nin affetmeyeceği en büyük zulümdür. Sevgili ki, bütün zatı ve sıfatlarıyla sevilmeye layık yegane varlıktır; o halde bütün diğer varlıklar ancak ona bağlı olarak sevilebilirler. Başka türlü söyleyecek olursak; O, sevgi adına yarattığı her şeyin tek İlah’ıdır ve ondan başka sevgililer edinip ilahlaştırmayı affetmez. * Yaratılanları sevgiye yönelten iki hasletten biri güzellik, diğeri yüceliktir. İnsanlar ya güzel olana, yahut yüce olana karşı ilgi duyar, sevgi uyandırırlar. Allah hem güzellik hem de yücelik açısından mutlak olan mükemmelliğe sahiptir. O kadar ki her ne güzellik ve ululuk varsa O’ndandır; belki O’na aittir. Dolayısıyla her bakımdan sevilmeyi hak eden yalnızca O’dur. Sevgi, dostluğun da harcını karmıştır. İnsan kimi severse onu kendisine dost bilir çünkü. Bu açıdan bakıldığında mutlak Sevgili, şairin de dediği gibi “kamu halk-ı cihan”ın dostudur, onları sever. Burada ihanet eden taraf sevendir. Bu yüzden “Keşke herkes benim sevdiğimi sevse!” denilmiş. Ancak o zaman her sohbet Sevgili üstüne olacak, her şey Sevgili’ye dönüp varacaktır. Oysa Allah, kendinden başka dostlar edinenleri de, sevgide kendisiyle başkalarını bir tutanları da ikaz etmektedir: “İnsanlardan bazıları Allah’tan başka ortaklar edinir, onları Allah’ı sevdikleri gibi severler. Müminler ise Allah’ı daha çok severler (Bakara, 165).” Sevgili, önce güzellik ve yücelik adına sevilmeyi hak eder, sonra onu bir seven çıkar. Allah, kullarına eriştirdiği her türlü ihsan ve iyilik ile, onların kalplerine koyduğu güzellik ve estetik ile sevilmeyi hak etmiş, hatta belki kullarına gerekli kılmıştır. Şüphesiz Allah’ın bir şeyi vermesi yahut vermemesi, yapması yahut yapmaması, sevinç veya kedere boğması, kolaylaştırması da zorlaştırması da, kahrı yahut lütfu da, üzmesi yahut üzüntüsünü gidermesi ve de bütün bunları, hiç de kendisinin ihtiyacı olmadığı halde, müstağnî ve münezzeh olduğu halde yapması, ancak kişiyi bir Sevgili’ye yöneltecek İlah’lığındandır. Ta ki kalpler böylece O’nu ilah edinip sevsinler. Daha ileri gidelim; Allah’ın, günah işlemesi için kulunu serbest bırakması, günah işlerken onu koruması, bekçiliğini yapması, yardım etmesi, günahını gizlemesi, hatta kendisine isyan derecesine gelse de izin vermesi ve nimetlerini kesmemesi, hep kulunu sevmesindendir. Ta ki sevme hamuru üzerine yaratılan kul bunu fark etsin ve tevbe ile gerçek Sevgili’yi bulsun. Yoksa hangi zat, kendisine düşmanlık besleyen birini sevmeye; hangi patron kendisine küfreden birinin rızkını vermeye devam eder? Bir an düşünülsün, acaba, herhangi bir yaratık, bir başka yaratığa bu derece müsamahakar olsa ve iyi davranıp nimet bağışlasa, onu sevmemek mümkün olur mu?!.. Kulunun bütün kötü sırlarını bildiği halde onları ortaya saçmayan, bütün günahlarını örtüp ona bir de lütuf ve ihsanlarda bulunan birine dost olmamak, yahut onu sevmemek mümkün müdür?!.. Peki de, sürekli iyiliğini gördüğümüz, nefeslerimiz sayısınca nimetlerine kavuştuğumuz, her saniye kendisine muhtaç olduğumuz bir Sevgili’yi sevmemek, daha da iğrenci, başka sevgilileri ilahlaştırmak ne demektir?!.. Üstelik O, bir kudsî hadiste “Kulum! Herkes seni kendisi için ister; ben ise kendin için isterim!” deyip dururken. Şairin duasına amin demekten öte ne gelir elimizden?!..
 
 
ALINTIYI YAPAN: Ülkü ;)
  
  
Yorum (0) :: Bağlantı

11/7/2007 - İskender Pala "Aşk ezelde bir merhaba idi; hala ki odur..."

Kategori: Alintilar


Aşk... Ezelde bir merhaba idi; hâlâ ki odur...

Fatih'in veziri olan şair Ahmet Paşa bir beytinde, aşkındaki sadakati ve tutarlılığı anlatabilmek için,

“ Cânıma bir merhaba sundu ezelde çeşm-i yâr

Şöyle mest oldum ki gayrın merhabâsın bilmedim”

deyiverir. Kolay bir söyleyişe göre çok güçlü bir hayal!.. Öyle ki Ahmet Paşa hakkında tezkirelerin "Türk şiirine parlaklık ve güzelliği ilk o vermiştir." hükmünü doğru çıkartır. Günümüz diliyle şöyle demek: "Ezel gününde sevgilinin gözü bana bir merhaba lûtfetti. O gün bu gündür, o bakışın mestliğiyle başka birinin merhabasını hiç tanımadım."

Aşk... Kainatın yaratılış vetiresini, özünü ve esasını oluşturmak bakımından başlangıcı ezel gününe dayanan ve ebede kadar süreceğinde şüphe bulunmayan macera... Gönülleri terbiye eden, ruhlara derinlik katan, dimağlara yükseklik veren bir hüzün ve neş'e. Varlıkla birlikte var olan, ve varlıkta en son yok olacak olan. Başlangıcı ta ezel gününde; şöyle: Kur'an'da anlatılır ki (Âraf, 171-172) Allah, dünyada hiçbir şey yok iken, hatta dünya yok iken ruhlar âlemini yarattı. Orada bütün ruhları bir araya toplayıp sordu: "Elestü bi-Rabbikum?" Yani, "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" Ruhlarımız bu soru karşısında "Kâlû: Belâ!" Yani "Dediler ki; -Evet (şüphesiz Sen bizim Rabbimizsin)". Bu meclis (ezel bezmi, elest meclisi), varlığın ilk toplantısı idi ve bütün ruhlar orada birbirlerine şahit tutuldular; ta ki dünyaya geldikleri vakit, bir bedene girdikleri, ete kemiğe büründükleri vakit bu sözlerinden dönmesinler... Dönenler olursa, o mecliste rahmet ve merhametiyle kullarına muamele eden Rab Taala'nın rahmet ve merhamet çizgisinin dışına itilsinler...

Ezel bezmi öyle bir meclis idi ki, orada yan yana olanlar, yakın olanlar, birbirlerini görenler, birbirleriyle konuşanlar; bu dünyaya geldiklerinde de birbirleriyle yan yana ve yakın olur, buluşur veya konuşurlar. İnsanlar arasındaki çağ farkları, uzaklık ve yakınlıklar ile biganelik ve âşinalığın temeli işte o ezel gününe dayanır. Bu durumda dünya, ezelde kader olarak yazılanın vuku bulduğu (kaza) bir duraktır; o kadar. Bu durakta aşkın ve âşıkın nasîbi de ezel günündeki durumuyla bağlantılı olarak bu dünyada görünürlük ve yaşanırlık kazanır. Bu durumda ya Hüsn ü Aşk yazarı Galib Dede'nin benzetmesiyle dünyaya ait desenleri ve çizgileri olan kader kumaşları ruhlarımız arasında bölüştürülürken âşıka da sevgi hissesi olarak terzilerin makas artığı kırpıntılar misali paramparça olmuş bir kalb düşecek veya yukarıda Ahmet Paşa'nın dediği gibi âşık, ezel gününde öyle bir çift göz ile karşılaşacak ki aşktan pay almayı, veya aşktan gayrı pay almayı unutup dünya hayatını öyle yaşayacaktır. Söylediğine göre Ahmet Paşa, ezel gününde henüz ruhlar alemindeyken, güzellerden bir güzel, kendi güzelliğinin farkında olarak (istiğna halinde) göz süzüp de kendisine âşık ararken, gözleri bir an, yalnızca bir an, Ahmed'in canına da değip geçmiştir. Aşk adına Ahmed'e ne olduysa işte o bir an içinde olmuş ve o güzellik karşısında mest ve hayran düşüp kendini kaybedivermiştir.

Bu öyle bir mestliktir ki aradan milyonlarca yıl akıp giderek dünya kurulacak; Adem yaratılıp yine on binlerce yıl insanoğlu dünyada ezel macerasını sürdürecek, nihayet Ahmed'in ruhu da bir beden ile dünyaya geldiğinde hâlâ ezeldeki o sarhoşluğu geçmemiş olacaktır. Bunun diğer yönden okunuşu, Galib'in dediği gibidir ve Ahmet, ezel gününde gördüğü güzelin aşkını kendisine zoraki kader edinerek dünyayı da onun uğrunda her türlü belalara, sıkıntılara, ayrılık acılarına vs. katlanarak mest ve hayran yaşayıp gider. Yani ki aşkında bu derece sadakat ve doğruluk, tıpkı ruhların Allah'a verdikleri söz gibi bir ağırlık ve sorumluluk taşır. Ta ki âşık, ruhlar meclisinin sözünde duran yegane kişisi olabilsin. Öyle ya hemen hepimiz o gün verdiğimiz sözü çoktan unutmuş, kendimize (masivadan, paradan, ihtiraslardan, gururlardan, maldan, mülkten vs.) yüzlerce tanrılar edinmiş durumdayız. Oysa âşık ezelde verdiği aşk sözüne sadakatle sarılmış, aşkın bunca ayrılık belasına da katlanarak âşıklıkta bir gömlek daha derece kazanmanın yollarını aramaktadır. Aşkın belası öyle bir tatlı bela ki, ezelde başlamış olup ebede kadar uzanacaktır. Nitekim ruhlarımız, "Elestü bi-Rabbikum?" sorusuna karşılık olarak "Evet" anlamına gelebilecek pek çok kelime arasından "bela"yı seçmiştir. Kul, belayı kendisi istemeyince Allah neden versin ki?!.. Velev aşkın belası da olsa!..

 Alıntıyı Yapan: Ülkü Tükenmez

 Timur'a teşekkürlerimle..

Yorum (0) :: Bağlantı

11/3/2007 - mavi gözlü dev,minnacık kadın ve hanımelleri

Kategori: Siir

MAVİ GÖZLÜ DEV, MİNNACIK KADIN VE HANIMELLERİ

O mavi gözlü bir devdi. 
Minnacık bir kadın sevdi. 
Kadının hayali minnacık bir evdi, 
bahçesinde ebruliii 
hanımeli 
açan bir ev. 

Bir dev gibi seviyordu dev. 
Ve elleri öyle büyük işler için 
hazırlanmıştı ki devin, 
yapamazdı yapısını, 
çalamazdı kapısını 
bahçesinde ebruliiii 
hanımeli 
açan evin. 

O mavi gözlü bir devdi. 
Minnacık bir kadın sevdi. 
Mini minnacıktı kadın. 
Rahata acıktı kadın 
yoruldu devin büyük yolunda. 
Ve elveda! deyip mavi gözlü deve, 
girdi zengin bir cücenin kolunda 
bahçesinde ebruliiii 
hanımeli 
açan eve. 

Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev, 
dev gibi sevgilere mezar bile olamaz: 
bahçesinde ebruliiiii 
hanımeli 
açan ev..

 

ekleyen:feyza

Yorum (0) :: Bağlantı

6/3/2007 - Tuna "Yolda Üç Kişi"

Kategori: Alintilar

...............Belki de içine küçücük bir yaşamın sığabileceği denli kısa bir an mutlu olacaklarına inanmışlardır.

Olamaz mı?

XIX. yüzyılın genç kız romanlarındaki anlamıyla mutluluk, ancak bir çizgiyi aşmamış olanlar için geçerlidir.Çizgiyi aşıp varlığımızı aşan deneyimlerden geçtikten sonramutluluğun ve mutsuzluğun ötesinde bir yere ulaşırız.Beyaz atlı prensi bekleyen kız,at gibi kokan bi adamla yaşamak istemediğini anlar örneğin.Külkedisi kendisini ancak ayak numarasına bakarak tanıyabilenbir salakla ne yapacağını bilemez........

 

                                                                                                      dAMLA:)))

Yorum (0) :: Bağlantı

3/3/2007 - ... / merhaba dünya / ... kırık bir yakamoz /

...

 

düşsel salınımlar için mavi bir ezgi / büyü yakaladık

 

her nota arası sonsuza bölünüyor

 

ve her damlasında karışımın envai çeşit hisler..

 

...

 

başlangıcın sonuna geldik

 

kırık bir mutluluklar açtığımız pencerenin araçgereçsiz tamircileriyiz

 

nasırsız ameleler!!

 

ingiliz anahtarı tutacağına türk kalemi tutan saf birkaç cengaver

 

bardağın hangi tarafını görmekteler?

 

...

 

kişisel hırsların ve gelecek çıkarlarının rafa kaldırıldığı bir tımarhanede

 

kalemtraşlarımızı biliyoruz - kaportacı hülyalar -

 

üç günlük dünyanın üç kuruşu itelemiş neferleri

 

ufuksuz denizleri içinde yakamoz avlarında kaybolmuş

 

biçare...

 

...

 

bilmeyiz ki taa yüreklerimizin de diplerinde kırılmış yakamozlar

 

ve gece buluşmalarında diğerimizdeki kırıkla var olacaklar

 

sonsuz sevişmeler içinde buluşacaklar

 

...

 

geride bırakılmaya yüz tutmuş afiş parçalarına inat

 

kalemler ile boyuyoruz tımarhaneleri

 

iki duvar arasında yalnız kalmaktan sıkılmış

 

dört duvar içinde raks...

 

...

 

bir nefes yükseliyor uzaklardan

 

"merhaba"

 

bir karanlık kaçışıyor uzaklara

 

"hoşçakal"

 

...

 

yapılacak çok iş var

 

ama ömrümüz?

 

sonsuz

 

...

 

Yorum (0) :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Bogazici Universitesi Turk Edebiyatı Komisyonu paylasim blogu

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
e-posta

Kategoriler

  • Alintilar
  • Kisisel Gorusler - Yazilar
  • Oyku
  • Siir
  • Arkadaşlarım